Amipler ve Sandık: Türkiye’de Bölünmenin Siyaseti
.
2000’li yılların başıydı. Kanal D ekranlarında “Şeffaf Oda” programında Güneri Cıvaoğlu’nun sunduğu bir sohbet… Konuk, ilkokulda öğretilen amiplerin bölünerek çoğalmasını eleştiriyor, “Bugün bu bilginin ne işe yaradığı belli değil” diyordu.
Güneri Cıvaoğlu’nun cevabı ise hafızalara kazınacak cinstendi:
“O bilgileri okuyanlar bugün SOLCU oldular, bölünüp bölünüp duruyorlar…”
Bir televizyon esprisi gibi duran bu cümle, aslında Türkiye siyasetinin en sert gerçeğine işaret ediyordu: Bölünme Siyaseti.
1994: Bölünenlerin Kaybedişi
1994 yerel seçimleri İstanbul’da sadece bir belediye başkanı seçmedi aynı zamanda siyasetin matematiğini de gözler önüne serdi.
Refah Partisi adayı Recep Tayyip Erdoğan yaklaşık %25 oyla birinci olurken, merkez ve sol oylar SHP, CHP ve DSP arasında parçalanmıştı.
Zülfü Livaneli, Necdet Özkan, Ertuğrul Günay …
Aynı sosyolojik ve siyasi yapıdan çıkan ama birbirine rakip olmuş oylar…
Sonuçta toplamda çoğunluğu temsil eden bir blok, sandıktan zafer çıkaramadı.
Bu tabloyu yıllar sonra bir cümle özetleyecekti:
“Bölünen kazanamaz.”
2002: Sadece Bir Seçim Değilmiş!
28 Şubat 1997 tarihi MGK toplantısı ve sonuçlarının getirdiği süreçler,
15 Şubat 1999 da terörist Öcalan’ın yakalanması,
19 Şubat 2021 de anayasa kitapçığı krizi sonrası döviz ve devaülasyonun teieklenmesi ile başlayan ekonomik kriz,
15 Temmuz 2002 MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin erken seçim çağrısı…..
Tüm bu süreçler neticesinde yapılan 2002 Kasım seçimleri Türkiye siyaseti için bir kırılmaydı.
AKP yaklaşık %34 oyla tek başına iktidara gelirken, CHP %19’da kaldı.
DSP ise tarihinin en düşük seviyelerinden birine geriledi.
Ama asıl mesele şu değildi:
AKP’nin yükselişi kadar, diğerlerinin dağılmasıydı.
Baraj altında kalan partilerle birlikte oyların yaklaşık yarısı Meclis dışında kaldı.
Bu tabloyu bazıları şöyle yorumladı:
“Eğer sol oylar birleşseydi CHP %35 bandını görebilirdi.”
Bu doğruydu, ama eksikti.
Çünkü siyaset sadece matematik değil, aynı zamanda yön duygusuydu.
Bir siyasal refleks: Bölünme mi, dönüşüm mü?
Türkiye’de seçimler bize sürekli aynı soruyu soruyor:
Bölünme mi kazandırır, birleşme mi?
Cevap çoğu zaman basit görünüyor:
Merkez sol bölünürse merkez sağ kazanır, merkez sağ bölünürse merkez sol.
Ama gerçek bundan daha karmaşık.
Çünkü seçmen sadece partiye değil, lidere, seçim atmosferine, ekonomiye ve hatta konforunun bozulma korkusuna da oy verir!
Bugün: 1994 süreci mi yaşanıyor?
Bugün CHP içinde veya dışında yeni siyasi oluşum tartışmaları yapılırken, aslında 30 yıl önceki tartışmanın yeni versiyonunu konuşuyoruz.
Eğer merkez sol yeniden parçalanırsa, bu sadece bir parti meselesi değil; seçim algoritmasının yeniden yazılması anlamına gelir.
Ama asıl kritik soru:
Seçmen artık “bölünmeye ceza veren” bir davranış mı sergiler yoksa “alternatif arayan” bir davranış mı?
Kısacası;
Türkiye siyasetinde bir amip metaforu yıllar önce yapılmıştı.
Ama belki de yanlış anladık.
Çünkü mesele bölünmek değil; bölünürken ne kaybedeceğimizdir!
Ve sandık sol siyasete her seferinde aynı soruyu soruyor:
“Birlikte mi kaybedeceksin, ayrı ayrı mı?”
Unutmayınız ki
Cumhuriyet Halk ’sız
Halk Cumhuriyet ’siz kalamaz.
Bu ülkenin barışı, huzuru ve güveni inşa edecek güçlü bir CHP’ye ihtiyacı var!
Dünden kalan her şeyi, yarınlara kötülerden eleyerek taşıyabilme umuduyla…