Bu sessizlikten hoşlanmadım
Bu davayı ilk günden itibaren yakından takip eden gazetecilerden biriyim. Tabi söz konusu bir vekil, kardeşi ve damadı olunca kamuoyu ilgisi de vardı.
O nedenle dün Kocaeli 12. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açıklanan kararı yalnızca “bir mahkeme kararı” olarak görmüyorum.
Ortada gazetecilik, kamu yararı, basın özgürlüğü ve bir kamu görevlisinin denetim sorumluluğu açısından tartışılması gereken çok önemli bir dosya var.
KRİTİK DAVADA KARAR AÇIKLANDI
Gazeteci Cihat Polat ile İzmit Belediye Meclis Üyesi ve avukat Nazım Gençtürk’ün Orhaniye’deki bir yapı üzerinden başlayan yargılamasında karar açıklandı. Mahkeme, konut dokunulmazlığının ihlali suçundan her iki sanığa 10’ar ay ceza verirken hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi. Gençtürk hakkında ayrıca verileri hukuka aykırı ele geçirme suçundan 2 yıl 1 ay hapis cezası verildi. Polat ise bu suçtan beraat etti.
GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR
Burada özellikle altını çizmek istediğim nokta şu:
Gazetecilik suç değildir.
Bir gazetecinin kamuoyunu ilgilendiren bir iddiayı araştırması, belge ve bilgi peşine düşmesi, bir kamu görevlisinin gündeme getirdiği iddiaları haberleştirmesi demokrasinin doğal parçasıdır.
Nitekim bu dosyada da Polat açısından mahkemenin ilgili suçlama bakımından eylemi gazetecilik faaliyeti kapsamında değerlendirdiği ve beraat kararı verdiği aktarılıyor.
RUHSAT İPTALİ BU KADAR KOLAY OLMAMALI
Peki, o zaman şu soruyu sormayacak mıyız?
Aynı olayın içerisinde bulunan, iddiaları gündeme taşıyan ve bunların araştırılması gerektiğini savunan bir meclis üyesinin eylemi neden bu kadar ağır bir cezai sonuçla karşı karşıya kaldı?
Elbette mahkeme kararlarına saygı göstermek başka, kararların kamuoyu tarafından tartışılmasını istemek başka.
Benim itirazım tam da burada başlıyor.
Çünkü mesele yalnızca Nazım Gençtürk’ün aldığı ceza değil. Bir avukatın mesleki geleceğini etkileyebilecek bir ceza söz konusu. Kararın kesinleşmesi halinde avukatlık ruhsatı bakımından da sonuç doğurabileceği belirtiliyor. Dolayısıyla ortada yalnızca bir kişinin değil, mesleki hayatının geleceğinin de tartışıldığı bir süreç var.
DAHA ÇOK SES ÇIKMALIYDI
Böyle bir dosyada daha fazla ses çıkmasını beklerdim.
Meslek kuruluşlarından…
Gazetecilerden…
Barolardan…
Sivil toplumdan…
Kamuoyundan…
Neden bu kadar sessiziz?
Basın özgürlüğü yalnızca gazetecinin başına bir şey geldiğinde hatırlanacak bir kavram olmamalı. Bugün bir gazetecinin haber yapma hakkını savunmazsak, yarın başka bir gazetecinin aynı hakkı tartışma konusu olduğunda söyleyecek sözümüz zayıflar.
Üstelik bu dosyanın geçmişinde dikkat çekici bir başka ayrıntı da var. Önceki savcı, kamu yararı ve dosyadaki bilirkişi tespitlerini de değerlendirerek sanıkların beraatini talep etmişti. Daha sonra savcı değişti ve yeni mütalaa ile birlikte farklı bir hukuki değerlendirme ortaya çıktı. Elbette savcıların farklı hukuki değerlendirmeler yapması tek başına olağanüstü bir durum değildir. Ancak böyle bir değişikliğin bulunduğu dosyada kamuoyunun daha fazla bilgi istemesi de son derece doğaldır. Ben bu yazıyı “mahkeme yanlış karar verdi” demek için yazmıyorum. Mahkemenin kararını değiştirecek makam da değilim. Ama sormak gazetecinin işidir.
Kamu yararı nerede başlıyor?
Gazetecilik faaliyeti nerede bitiyor?
Bir meclis üyesinin vatandaşlardan gelen bir ihbarı araştırması hangi noktada suç haline geliyor?
Ve en önemlisi…
Bir avukatın ruhsatını kaybetmesine kadar uzanabilecek bir süreç bu kadar kolay mı işletilmeli?
Bunların hepsi konuşulmalı.
Çünkü susmak, meseleyi çözmüyor.
Tam tersine, toplumun adalete ve kurumlara olan güvenini daha fazla tartışmalı hale getiriyor.
AYNI GÖRÜŞTE OLMAK ZORUNDA DEĞİLİZ
Ben bu davayı başından beri izleyen bir gazeteci olarak şunu açıkça söylemek istiyorum:
Bu cezalara karşı oluşan sessizlikten hoşlanmadım.
Farklı görüşlerde olabiliriz. Siyaseten farklı yerlerde durabiliriz. Nazım Gençtürk’ü sevmeyebiliriz, Cihat Polat’ın yaptığı haberi beğenmeyebiliriz.
Ama mesele kişileri sevip sevmemek değil.
Mesele, gazetecinin haber yapabilme özgürlüğü.
Mesele, kamu yararı adına soru sorabilmek.
Mesele, bir kamu görevlisinin yaptığı denetimin sınırlarını tartışabilmek.
Ve mesele, adil yargılanma konusunda toplumun aklındaki sorulara cevap verebilmek.
Bugün konuşmazsak, yarın çok geç olabilir.
Bu nedenle bu dosyanın takipçisi olmaya, soruları sormaya ve gazeteciliğin suç olmadığını savunmaya devam edeceğim.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Kocaeli’de Kültür Devrimi 03 Ekim 2026 Cumartesi
- Siyasette Emeğin, Duruşun ve Adanmışlığın Adı: Hülya Güreli Yolcubal 22 Eylül 2026 Salı
- Lütfü Obuz doğru yolda 17 Eylül 2026 Perşembe
- Yoksa Büyükakın bakan mı oluyor? 08 Eylül 2026 Salı
- Bakalım Sirmen’den sonra hangi muhalif Büyükakın’ı övecek! 01 Eylül 2026 Salı
- Sefa Sirmen eleştirilmeyi hak etti ama… 28 Ağustos 2026 Cuma
- Velilere yazık değil mi? 25 Ağustos 2026 Salı
- Gebze Belediyesi’nin ayıbı: Depremin yıldönümünde konser! 17 Ağustos 2026 Pazartesi
- 17 Ağustos’un Gölgesinde Bir ‘Deprem Dede’ Anısı 16 Ağustos 2026 Pazar
- Kendi tüzüğünü okumayanlar ‘YENİ’ siyaset yapabilir mi? 13 Ağustos 2026 Perşembe