Bürokrasi Hazretleri: Dijital Çağda "Evrak" Fetişizmi
Yaşım 58. Bu ülkede kendimi bildim bileli değişmeyen iki şey var: Birincisi her gelen iktidarın bürokrasiyi bitirme vaadi, ikincisi ise o bürokrasinin her geçen gün daha da semirerek vatandaşın tepesine binmesi. Bakanından cumhurbaşkanına kadar herkes şikâyetçi ama ne hikmetse bu "Bürokrasi Hazretleri"nin önünde herkes düğme ilikliyor.
Teknolojinin, yapay zekânın, "tek tıkla dünya turu"nun konuşulduğu bir çağdayız. Ama gelin görün ki, Türkiye’de bir gazete kurmaya kalktığınızda devletin savcısı sizden hâlâ sabıka kaydı istiyor. Şaka gibi ama gerçek! Sayın savcım, sayın bürokrat kardeşim; o bilgisayar ekranı önünüzde süs diye mi duruyor? UYAP orada, E-Devlet orada. Benim sabıkam olup olmadığını görmen için benim kâğıt eskitmeme gerek var mı? Kendi elinin altındaki veriyi bizzat benden talep etmek, vatandaşa "Ben sana değil, kâğıda inanırım" demektir.
Kişisel Veri mi, Evrak Arşivi mi? Sadece gazete kurarken mi? Hayır. İkametgâh ilmihaberi, nüfus kayıt örneği, kimlik fotokopisi çılgınlığı... Kimliğimizde isim-soyisim dışında işe yarayan ne tür bir "sır" var ki otele girişten GSM hattı alımına kadar her yerde koleksiyonu yapılıyor? Sonrasında ise "Kişisel Verilerin Korunması" edebiyatı başlıyor. Verilerimiz önüne gelenin masasında, klasöründe gezerken hangi güvenliği koruyoruz?
Dijitalin İçine Manuel Kaçtı Asıl trajedi ise teknolojinin içine manuel zihniyetin kaçmış olmasıdır. E-Devletten barkodlu belge alırsınız, kurumdaki memur barkodu okutup teyit etmek yerine "Bunun aslını getir, fotokopisini biz onaylayalım" der. Barkod zaten aslına gerek kalmasın diye icat edildi; ama bizde kâğıdın kokusu ve o ıslak imza tutkusu bitmez. Pasaport için sisteme biyometrik fotoğraf yüklersiniz, ertesi gün bir kamu bankası sanki o kayıtlar hiç yokmuş gibi "Son 6 ayda çekilmiş 2 adet fotoğraf" ister. Yüz aynı yüz, sistem aynı sistem ama o fotoğrafçıya o para illa ödenecek!
Bankadan online ödeme yaparsınız, sistemde "ödendi" görünür; ama gişedeki görevli "Dekontun çıktısı var mı?" diye sorar. Ekrandaki onay yazısı yetmez, o saman kâğıdının fiziksel varlığına tapılır. Kurumlar arası veri paylaşımı yerine vatandaşın "kurye" olarak kullanıldığı bu sistem, gelişmişliğin değil, hantallığın resmidir.
Sonuç: İtimat Zemini Şart Aslında sorun teknolojide değil, itimat zemininde. Kurumlar birbirine güvenmiyor, sistem vatandaşa güvenmiyor, bürokrat ise önündeki ekrana güvenmiyor. Eğer biz hâlâ dijital dünyada sabıka kaydı peşinde koşuyorsak, teknolojiyi sadece "hızlıca yorulmak" için kullanıyoruz demektir. E-Devlet kapısı açıldı ama zihinlerdeki o ağır demir kapılar hâlâ kilitli. Bu kafayla gidersek, torunlarımız da "E-Sabıka Kaydı"nın çıktısını almak için yazıcı başında beklemeye devam eder.
Bürokrasi ölmez, sadece şekil değiştirir; ama olan hep vatandaşın vaktine ve sinirine olur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Kocaeli’de Kültür Devrimi 03 Ekim 2026 Cumartesi
- Bu sessizlikten hoşlanmadım 23 Eylül 2026 Çarşamba
- Siyasette Emeğin, Duruşun ve Adanmışlığın Adı: Hülya Güreli Yolcubal 22 Eylül 2026 Salı
- Lütfü Obuz doğru yolda 17 Eylül 2026 Perşembe
- Yoksa Büyükakın bakan mı oluyor? 08 Eylül 2026 Salı
- Bakalım Sirmen’den sonra hangi muhalif Büyükakın’ı övecek! 01 Eylül 2026 Salı
- Sefa Sirmen eleştirilmeyi hak etti ama… 28 Ağustos 2026 Cuma
- Velilere yazık değil mi? 25 Ağustos 2026 Salı
- Gebze Belediyesi’nin ayıbı: Depremin yıldönümünde konser! 17 Ağustos 2026 Pazartesi
- 17 Ağustos’un Gölgesinde Bir ‘Deprem Dede’ Anısı 16 Ağustos 2026 Pazar