Unutulan Bir Kelimenin 30 Yıl Sonraki Sesi: Vefa
Bazen bir mesaj gelir ekranınıza. Çağın getirdiği o kaçınılmaz şüphecilikle yaklaşır, mesafenizi korursunuz. Çünkü dijital dünya, samimiyetten çok yanılsamalarla doludur. Ancak an gelir, o mesafeli duruşunuz tek bir cümleyle darmadağın olur: "Siz gazeteci Eyüp Gençer değil misiniz?"
"Buyurun, benim" dediğimde karşımdaki ses, zamanı 30 yıl geriye sarıverdi. Sesin sahibi Ayşe Örçen’di. Bundan tam otuz sene önce, henüz küçücük bir çocukken lösemi hastalığının o ağır gölgesi altında yaşam mücadelesi veren Ayşe... O dönemde hafızam beni yanıltmıyorsa İzmit İnkılap Ortaokulu’nun merhametli öğretmeni Türkan Akdil ona el uzatmış, ben de bir genç gazeteci olarak bu dayanışmayı haberleştirmiştim. "Lösemili Ayşe’ye Türkan hanım sahip çıktı" başlığıyla sayfaya düşen o haber, meğer üç on yıl boyunca bir insanın kalbinde en kıymetli emanet gibi saklanmış.
İnanmakta zorlanıp gazete kupürünü istediğimde, ekranıma düşen sararmış sayfa fotoğrafına uzun uzun baktım. Altında kendi imzam vardı. İnsan meslek hayatı boyunca binlerce habere imza atar; kelimeler akar gider, sayfalar baskıdan çıkıp arşivlerin tozlu raflarına kaldırılır. Ancak o gün bir kez daha anladım ki; doğru bir amaca değen, bir insanın yarasına merhem olan mürekkep asla kurumuyormuş.
Ayşe Hanım, yıllar sonra üşenmemiş, araştırmış, iz sürmüş ve sadece bir minnet ifadesi fısıldamak için bana ulaşmış. O sararmış kupüre bakarken, günümüzün telâşı içinde unuttuğumuz o yüce duygunun sıcaklığı kapladı içimi. Vefa... Ne kadar da kıymetli, ne kadar da az rastlanır bir erdemmiş meğer.
Gazetecilik sadece gündemi takip etmek, olayları aktarmak değilmiş; otuz yıl sonra bir insanın hayatına tebessümle dokunabildiğini görmekmiş. Bir öğretmenin merhameti, bir çocuğun yaşama tutunuşu ve benim o gün sayfaya düştüğüm birkaç paragraf... Bugün bana meslek hayatımın en anlamlı ödülünü verdi. Mürekkebin gücünü değil, insan kalbinin unutmazlığını hatırlatan Ayşe’ye ve o merhametli öğretmen Türkan Akdil’e selam olsun. Vefanın hâlâ var olduğunu bilmek, bugün bu klavyenin başına geçip bu satırları yazmak için en güzel sebepti.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Sefa Sirmen eleştirilmeyi hak etti ama… 28 Ağustos 2026 Cuma
- Velilere yazık değil mi? 25 Ağustos 2026 Salı
- Gebze Belediyesi’nin ayıbı: Depremin yıldönümünde konser! 17 Ağustos 2026 Pazartesi
- 17 Ağustos’un Gölgesinde Bir ‘Deprem Dede’ Anısı 16 Ağustos 2026 Pazar
- Kendi tüzüğünü okumayanlar ‘YENİ’ siyaset yapabilir mi? 13 Ağustos 2026 Perşembe
- Gözyaşı Kasada, Sorumsuzluk Zirvede! 05 Ağustos 2026 Çarşamba
- İzmit için öne çıkan aday 28 Temmuz 2026 Salı
- İzmit’te Aziz Nesin’lik Siyaset Komedisi 27 Temmuz 2026 Pazartesi
- YENİ Parti: Mutlu son değil zorlu başlangıç 24 Temmuz 2026 Cuma
- Perşembenin Gelişi... 20 Temmuz 2026 Pazartesi