Kader Coğrafya Değil, İnsandır
Kabul etmek gerekir.
Biz aktif fay hatları üzerinde, tektonik açıdan hareketli bir coğrafyada yaşıyoruz.
Müslüman, Hristiyan ya da Yahudi olmanız bunu değiştirmez.
Hatta ateist olmanız bile değiştirmez.
Tektonik hareketler sizin ne giydiğinizi takip etmez.
Rakı içip eğlenmenizle de, şerbet içip ibadet etmenizle de ilgilenmez.
Dünyanın en namuslu, en vicdanlı, en dürüst toplumu da olabilirsiniz;
Dünyanın en ahlaksız, en namert, en kötü toplumu da...
Tektonizma sosyolog değildir.
Size göre şekil almaz.
Çünkü deprem karşısında hepimiz eşitiz. Fay hattının üzerinde kimsenin mezhebi, siyasi görüşü, yaşam biçimi ya da dünya görüşü yoktur.
Yalnızca fizik kuralları vardır.
Peki neden bu kadar çok deprem oluyor?
Siyasal ve sosyolojik olarak sık sık gündemimize giren Arap coğrafyası, bu kez siyasetin değil, tektoniğin konusu olarak karşımıza çıkıyor.
Güneydoğumuzda Arap Levhası'nın kuzeye doğru hareketi Anadolu'yu sıkıştırırken, güneyde Afrika Levhası'nın hareketleri ve kuzeyde Avrasya Levhası'nın oluşturduğu tektonik sınırlar bu sıkışma rejiminin bir parçasını oluşturuyor.
Anadolu Levhası da bu tektonik baskılar sonucunda ağırlıklı olarak batıya doğru hareket ediyor.
KAF, yani Kuzey Anadolu Fayı ve DAF, yani Doğu Anadolu Fayı, bu hareketlerin oluşturduğu gerilimin biriktiği önemli fay sistemleri arasında yer alıyor.
Gerilim birikiyor.
Fay kırılıyor.
Enerji açığa çıkıyor.
Yani deprem oluyor.
Ama yıkımın sebebi deprem değil.
Biz jeologlar ve jeofizikçiler yıllardır aynı şeyi söylüyoruz:
“Deprem öldürmez, bina öldürür!”
İşte tam da burada depremi konuşmaktan çıkıp insanı konuşmaya başlamamız gerekiyor.
Çünkü fayların hareketini engelleyemeyiz.
Ama insanların fayların üzerine nasıl, hangi yönetmelikle ve hangi denetimden geçerek bina yaptığını belirleyebiliriz.
Çünkü sosyolojik yapının seçtiği yöneticilerin denetlemediği, bilimsel ve mühendislik kurallarına uygun yapılmayan binalar deprem sırasında yıkılıyor ve ne yazık ki binlerce insanın ölümüne neden oluyor.
Kısacası;
Deprem, dünyanın doğal işleyişinin bir sonucudur.
İnanmak ya da inanmamak depremi tetiklemez.
İbadet etmek ya da etmemek depremi engellemez.
Ahlaklı ya da ahlaksız olmak fayların hareketini değiştirmez.
Ama siyaset...
Depremi tetiklemez ama yıkımları önler.
Depremi tetiklemez ama deprem sonrasında yaşanacak felaketlerin boyutunu azaltabilir.
Devlet kurumlarını, belediyeleri, askeri yapılanmaları, GESOTİM’İ, AFAD'ı, AKUT’u vb. yardım kuruluşlarını her an deprem olacakmış gibi hazırlıklı tutabilir.
Bilimle ters düşmek yerine bilimin gösterdiği yolda önlemler alabilir.
Devlet, insanlara binalarının dış görünüşüne, mobilyalarına ve dekorasyonuna verdikleri önemi; binanın zeminine, taşıyıcı sistemine ve kullanılan yapı malzemelerinin niteliğine de vermeleri gerektiğini anlatabilir.
İnşaat sektörünü gerçekten denetleyebilir.
Denetim görevini ihmal edenleri, mevzuata aykırı yapılaşmaya göz yumanları ve yapı güvenliğini tehlikeye atanları kanunlarla cezalandırabilir.
Çünkü mesele depremi durdurmak değildir.
Mesele, deprem olduğunda insanların hayatta kalabileceği şehirler inşa etmektir.
Depremi önleyemeyiz.
Ama depremi felakete dönüştüren ihmalleri önleyebiliriz.
İşte bu yüzden;
Kader olan şey coğrafya değil, İNSAN'dır.
17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi'nin yıl dönümünde;
O günden bugüne yaşanan tüm depremlerde yakınlarını kaybetmenin ağır hüznünü hâlâ yaşayan insanlarımıza sabır, yeniden hayata tutunmaya çalışanlara mücadele gücü diliyorum.
Hayatlarını kaybedenlere rahmet diliyorum.
Ve geride kalan bizlere, yaşadıklarımızdan ders çıkarabilecek kadar hafıza, bilimin sesini duyabilecek kadar akıl ve aynı acıları yeniden yaşamayacak şehirler kurabilecek kadar sorumluluk diliyorum.
Dünden kalan her şeyi, yarınlara kötülerden eleyerek taşıyabilme umuduyla...
- Toplam 3 yorum
Necmi Kocaman 13:40 - 17 Ağustos 2026
Elinize yüreğinize sağlık çok anlamlı ve çok önemsenmesi gereken uyarılar keşke herkes lafta görüntüde değil özde duyarlı olmalı ..Afet hiçUnutulmaya gelmez keşke denmemeli yurttaşlarımızın daha duyarlı bilgili anlayışlı ve saygılı olmaları ve hazırlık aşamasında gereken öğrenimleri kazanmak için çaba sarfetmeleri çok önem arzetmekte .Bir kez daha samimi içten ve duyarlı yazınız için teşekkür ederim
Ayşe Güreli 10:56 - 17 Ağustos 2026
Çok deneyimli,sebep-sonuç ilişkisini betimleyen bir yazı olmuş,sağolun,teşekkürler.
Zeki Karal 08:41 - 17 Ağustos 2026
17 Ağustos 1999'da yitirdik lerinizi özlemle anıyoruz. Bilime sahip çıkıp bir daha böyle felaketler yaşamamak dileğiyle...
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Ödenen Bedelin En Büyük Mükafatı 29 Ağustos 2026 Cumartesi
- Parti Yeni Zihniyet Aynı 12 Ağustos 2026 Çarşamba
- Kurtuluş Savaşı'nı Nasıl Yok Sayacaksınız 13 Temmuz 2026 Pazartesi
- UnutMADIMAKlımda 02 Temmuz 2026 Perşembe
- Amipler ve Sandık: Türkiye’de Bölünmenin Siyaseti 26 Haziran 2026 Cuma
- Babalar Günü 21 Haziran 2026 Pazar
- Seyyanen zam yoksa emekli hesabını sorar 18 Haziran 2026 Perşembe
- Ben Cumhuriyet Halk Partiliyim 06 Haziran 2026 Cumartesi
- 19 Mayıs Dedikleri 19 Mayıs 2026 Salı
- Traktörün mazotu binek arabanın benzinini geçerse ne olur? 16 Mayıs 2026 Cumartesi