17 Ağustos İzmit Depremi – 27. Yılında Hatırlamak ve Hesaplaşmak

16 Ağustos 2026 00:01
.

Saat 03.02… İzmit’in kalbi, Marmara’nın damarları bir anda paramparça oldu.

 17 Ağustos 1999, yalnızca bir deprem değil; bir ülkenin hafızasına kazınan en büyük travmalardan biri oldu. Binlerce can kayboldu, yüzbinlerce insan evsiz kaldı.

O gece, “ev” kavramı güvenin değil, korkunun sembolüne dönüştü.

  • Kayıplar: Her evde bir eksiklik, her sokakta bir sessizlik kaldı.
  • Dayanışma: Enkaz başında birbirine sarılan yabancılar kardeş oldu.
  • Göç hareketleri: İzmit’ten ayrılan binlerce aile, demografiyi ve kent kültürünü değiştirdi.

Deprem yalnızca doğanın değil, ihmallerin de gerçeğiydi.

  • İhmaller: Çürük binalar, denetimsiz yapılar, göz ardı edilen raporlar…
  • Yargı süreçleri: Müteahhitler ve belediyeler sorgulandı, ama adaletin tam sağlanıp sağlanmadığı hâlâ tartışmalı.
  • Deprem hukuku: 1999 sonrası mevzuat değişiklikleriyle yapı denetim sistemi güçlendirildi.

Deprem, şehirlerin nasıl inşa edilmesi gerektiğini yeniden düşündürdü.

  • Yapı denetimi: Güvenli yapılaşma için yeni mekanizmalar getirildi.
  • Kentsel dönüşüm: Riskli binalar yıkıldı, yeni yapılar yükseldi.
  • Kent hafızası: Yıkılan mahallelerin yerine gelen yeni yapılar, geçmişi unutturmaya çalışsa da hafızayı silemedi.

Deprem, yalnızca taş ve betonu değil; insanların ruhunu da yıktı.

Çocuklar annelerinin kucağında korkuyla titrerken, babalar çaresizlik içinde gökyüzüne baktı. Bugün hâlâ İzmit’in sokaklarında yürürken o sessizlik hissedilir.

Her yeni bina, her parkta oynayan çocuk, aynı soruyu hatırlatır: “Ya yine olursa?”

  • Uluslararası yardımlar: Dünyanın dört bir yanından gelen destek, Türkiye’nin acısını paylaşan bir insanlık dayanışmasıydı.
  • Medya yansımaları: O gece televizyon ekranları, enkaz başında gözyaşlarını ve çaresizliği tüm ülkeye taşıdı.

17 Ağustos, bir tarih değil; bir yara, bir ders, bir uyarıdır. 27 yıl sonra hâlâ aynı sorularla yüzleşiyoruz:

  • “Hazır mıyız?”
  • “Adalet sağlandı mı?”
  • “Kentlerimiz güvenli mi?”

Bu soruların cevabı, yalnızca geçmişi anmakla değil; geleceği inşa etmekle verilebilir.

 İzmit’in ve Türkiye’nin hafızasında bu yara kapanmaz; ama ders alınırsa, yeni yaraların önüne geçilebilir.

Unutmadık, unutturmayacağız.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X