MAĞDURUM MU? MAĞDURUM DA MAĞDURUM DURUMU MU?

18 Nisan 2026 01:33
.

Türk Ceza Kanunu’na göre kendisine karşı doğrudan suç işlenen ve bu süreç neticesinde başta ekonomik olmak üzere zarara uğrayan kişiye MAĞDUR denir.

Peki ya mağdurum da mağdurum diyen kişiye ne denir?

Mağdur edebiyatı yapma denir!

Peki nedir bu mağdur edebiyatı, kimler yapar ya da niçin yapılır?

Bugün ki yazım sabrınıza sığınarak biraz uzun olacak.

TDK’de tam bir karşılığı olmasa da halk dilinde sıklıkla kullanılan bir deyim olan “mağdur edebiyatı yapmak” terimi hayatının her hangi bir sürecinde -aile, iş hayatı, arkadaş ortamı gibi- var olma yada söz sahibi olma mücadelesi veren, bu mücadeleyi kazanarak hedefine ulaşmış olan şahıs ve gurupların pozisyonlarının tehlikeye girdiğini fark ettiklerinde büründükleri hal ve tavırları tanımlamak için kullanılır.

Bu kişiler, kendilerince olumsuz sonuçlanan süreçleri olgunlukla karşılamak yerine eksikliklerini kapatmak için süreci kendilerine kurulmuş bir komplo olarak nitelendirmekle kalmaz, sürekli olarak haksızlığa uğradıklarından bahsederek daha çok ilgi çekmek için kendilerini kurbanmış gibi gösterir, hatalarını kabul edip sorumluluk almak yerine karşısındaki kişileri suçlu pozisyona düşürür ve hatta ara ara gözyaşlarını da kullanarak halk vicdanında duygu sömürüsü yapabilirler.

Türk Siyasi Tarihi’nde mağduriyet edebiyatını en çok sağ ve muhafazakar kesimler kullanmıştır.

Ağlayarak vaaz verenlerden, aynı yağmur altında ıslanmadık mı diye davetiye çıkaranlara, doğru ya da yanlış verilen her kararı toplumsal olarak değil de bireysel kabul edip, kendi yaşantılarında karşılaştıkları bir engel olarak görerek bunu yıllarca her seçim zamanı sahaya sürenlerde, bazen ülkeyi felaketin sınırına getirecek kararların yanlış kararlar olduğu ortaya çıktığında “kandırıldık/aldatıldık” diye kürsü konuşması yapanlarda gördük.

Kısacası bulunduğu mevkiyi, oturduğu koltuğu yada elde ettiği gücü kaybetmek istemeyenlerin Türk Halkının vicdanına sığınır rolüne bürünen siyasetçilerde gördük mağdur edebiyatını.

Bu durumun aslında psikolojik tanımlamaları var.

Sinan ALPER ve Onurcan YILMAZ’ın birlikte kaleme aldığı “Sağcılığın ve Solculuğun Psikolojisi” adlı kitapta bu ve benzeri durumlarda her iki düşünceye sahip insanlar mercek altına alınarak iyi bir analiz çıkartılmıştır. Süreçler kişilerin doğup büyüdüğü ortamlardan ebeveynlerin tutumlarına, aldıkları eğitimlerden sosyal ilişkilerine kadar birçok alanda incelenerek yazılmıştır.

İşte bu kitabın “Ailenin Siyasi Tutumlar Üzerindeki Etkisi” bölümünde Duckitt’in şu tespitine yer verilmiştir;

“Şefkat ve merhamet duygularını yeterince hissetmeden yetişen çocuk, kendisinden farklı insan ve gruplara empati göstermeyi beceremez. Diğer insanlar iş birliği yapılacak ve uyum içinde yaşanacak kişiler değil, acıma duygusu olmaksızın rekabet edilmesi gereken rakiplerdir. Böyle soğuk bir rekabet anlayışı, gruplar arası eşitsizlikleri normal bulmaya sebep olmaktadır. Ligde birinci sırada olan bir futbol takımı nasıl ikinci sıradakine acımazsa bu kişiler de kendi koltuklarını kaptırmamak için kendilerinden altta gördüklerine karşı herhangi bir merhamet duygusu geliştirmezler. Bunun sonucu olan sosyal baskınlık yönelimi, sağ kanat yetkeciliği ile beraber sağcılığın tipik bileşenlerinden sayılmaktadır.”

Okuduğunuz üzere yazının başında da dediğim gibi kendini mağdur göstermek ve her konuda koşulsuz rekabet sürecini acımasızca yürütmek aslında tam bir sağcı siyasetçi profilidir.

Peki sol siyasette bu tanıma uyan siyasetçi yok mu diye soracak olursanız;

Elbette varlar.

Nasıl ki ailelerinin seçimi ile büyüdüğü için yada düşünsel anlamda uyumlu olmasa da ideallerine ulaşmak, kazanmak ve çıkar sağlamak amacıyla sağ partide siyaset yaparak bir makama seçilmiş bir liderin, yönetim ve idare biçimi daha eşitçil, daha adil, daha halkçı olabiliyorsa aynı şekilde büyümüş olan yada hırslarına yenilen sağ zihniyetli bir kişide bu şansı sol partide yakalayarak yönetici pozisyonu alabilir. Ama bu durum o kişiyi hiçbir zaman gerçek bir sol siyasetçi yapmaz.

Zaten yönetim biçimi, kadrolaşma şekli, rekabet yönetimi, kin ve hırs duygularını dizginleyememesi o kişinin benliğinde var olan sığ düşüncelerini er ya da geç ortaya çıkartır.

Oysa gerçek bir sol siyasetçi kendi emelleri için değil halkın çıkarları için mücadele eder. Bulunduğu grupta yaşanan iç rekabet sonuçlarını kişileştirmez, süreci değerlendirir ve yeni görevler talep eder. Bulunduğu mevki ya da koşullar her ne olursa olsun idealleri için birlikte omuz omuza mücadeleyi savunur. Bu mücadelede yol arkadaşının kimliğinden öte yolda var oluş biçimine bakarak süreç yürütür.

Mesela;

Deniz Gezmiş ve arkadaşları hakim karşısında idam ile yargılanırken tüm eylem ve söylemlerini büyük bir yüreklilikle savunmaya devam ederken “ama sistem de bizi yok saydı, çok başarılı öğrenciler olmamıza rağmen bize okulda haklarımızı vermediler” gibi aslımda doğru olan süreçleri anlatarak kendilerini mağdur durumuna düşürmeden dimdik yürümüşlerdir darağacına.

Che Guevera Bolivya’da CİA destekli Bolivya güçleri tarafından infaz edildiğinde Küba Devrimi için verdiği emeklerle yakalandığı ortamı karşılaştırarak mağduru oynamak yerine infazını yapacak olan askere "Beni öldürmeye geldiğini biliyorum. Vur korkak, sadece bir adam öldüreceksin" diyerek gitmiştir ölüme.

Tam bir yıldır haksız ve hukuka aykırı bir biçimde tutuklu yargılanan Ekrem İmamoğlu bu süreçte hak mahrumiyeti ve iş hayatında ekonomik zarara uğratılarak tam bir mağdur pozisyonunda olmasına rağmen savunmasında “Kendisine yönelik operasyonların hizmet üretmesini engellemeye yönelik olduğunu, ancak "milletin sevgisini" kaybetmeyeceğini” söylemiştir.

Mustafa Kemal hakkında idam kararı verildiğinde Türk Halkını Kurtuluş Savaşı’nda cephede ölmeye “ama ben Trablusgarp'ta gönüllü direniş örgütledim, Çanakkale'de 19. Tümen Komutanı olarak savaşın kaderini değiştirerek bir zafer kazanılmasını sağladım, Doğu'da 16. Kolordu ile Muş-Bitlis'i geri aldım nasıl hakkımda idam kararı verirler” mağduriyeti yaparak ikna etmemişti.

Kısacası;

Kendinden, birikiminden, yeterliliklerinden, kazanımlarından, yaptıklarından ve de yapacaklarından emin olan, her türlü sorumluluğu alabilecek cesarette, bulunduğu mevkiye nasıl geldiğinin ve görevinin ağırlığının bilincinde ve olgunluğunda olan kişiler ya da gruplar olumsuz bir süreçle karşılaştıklarında başkalarını suçlayarak “mağdurum mağdurum” demek yerine neden böyle oldu ve artık ne yapmalıyım hatta her şeyi daha iyi yapmalıyım diyerek yollarına devam ederler.

Yani gerçek solcular ebelendiklerinde “küstüm oynamıyorum artık” diyerek arkadaşlarını da toplayıp oyunu bozmak yerine hadi yeniden başlayalım diyen kişilerdir.

Dünden kalan her şeyi yarınlara kötülerden eleyerek taşıyabilme umuduyla

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X